Sen ve Araştırman – Richard Hamming – Şans (1)

Richard Hamming’in “You and Your Research” başlıklı konuşmasına ait metnin çevirisinin ilk kısmıdır.

Burada olmak bir zevk. Benimle ilgili tanıtımın hakkını verebileceğimden şüpheliyim. Konuşmamın başlığı, “Sen ve Araştırman”. Bu araştırmayı yönetmekle ilgili değil, araştırmanızı bireysel olarak nasıl yaptığınızla ilgili. Başka bir konuda konuşma yapabilirim fakat yapmayacağım, bu sizinle ilgili. Sıradan araştırmalardan bahsetmiyorum; harika bir araştırmadan bahsediyorum. Büyük araştırmaları tarif etmek adına ara sıra Nobel Ödülü tarzı bir çalışma diyeceğim. Nobel Ödülü almak zorunda değil, ama kast ettiklerim, algıladığımız bu tür şeyler önemli şeyler. Görelilik, Shannon’ın bilgi teorisi, herhangi bir konudaki olağanüstü teoriler – bahsettiğim bunlar.

İlk olarak, ben bu çalışmaları nasıl yaptım? Los Alamos’ta, bilim adamları ve fizikçiler işlerine geri dönebilsinler diye, diğer insanların kullandığı bilgisayar makinelerini çalıştırmam için getirildim. Bir uşak olduğumu gördüm. Fiziksel olarak aynı olsam da benden farklı olduklarını gördüm. Ve açıkça söylemek gerekirse, kıskandım. Benden neden bu kadar farklı olduklarını bilmek istiyordum. Feynman’ı yakından gördüm. Fermi ve Teller’ı gördüm. Oppenheimer’ı gördüm. Hans Bethe’yi gördüm; o benim patronumdu. Oldukça yetenekli birkaç insan gördüm. Yapanlar ve yapmış olabilecekler arasındaki farkla çok ilgilenmeye başladım.

Bell Laboratuvarlarına geldiğimde çok üretken bir bölüme girdim. Bode o sırada bölüm başkanıydı; Shannon oradaydı ve başka insanlar da vardı. “Neden?” ve “Fark nedir?” sorularını incelemeye devam ettim, ardından biyografileri, otobiyografileri okuyarak, insanlara “Bunu nasıl yaptın?” gibi sorular sorarak devam ettim. Farklılıkların neler olduğunu bulmaya çalıştım ve bu konuşma bununla ilgili.

Şimdi, bu konuşma neden önemli? Bunun önemli olduğunu düşünüyorum çünkü bildiğim kadarıyla her birinizin yaşamak için bir hayatı var. Reenkarnasyona inansanız bile, bir yaşamdan diğerine geçerken hiçbir yararı olmaz! Önemi nasıl olarak tanımlıyor olursanız olun, neden bu hayatta önemli şeyler yapmayasınız? Bunu tanımlamayacağım – ne demek istediğimi biliyorsunuz. Ağırlıklı olarak bilim hakkında konuşacağım çünkü yaptığım şey bu. Ne var ki bildiğim ve ve başkaları tarafından bana söylenenler kadarıyla söylediklerimin çoğu birçok alan için geçerli. Üstün eserler çoğu alanda hemen hemen aynı şekilde karakterize edilir ancak kendimi bilimle sınırlayacağım.

Size tek tek ulaşabilmek için birinci tekil şahıs olarak konuşmalıyım. Seni alçakgönüllülüğü bırakmaya ve kendine “Evet, birinci sınıf bir iş yapmak isterim” demeye ikna etmeliyim. Toplumumuz gerçekten iyi iş yapmak için yola çıkan insanlara kaşlarını çattı. “Bunu yapmamalısın, şanslı olman gerekiyor ve harika şeyleri tesadüfen yapıyorsun”. Bu söylemesi biraz aptalca bir şey. Neden önemli bir şey yapmaya başlamıyorsun? Başkalarına söylemek zorunda değilsin ama kendine “Evet, önemli bir şey yapmak istiyorum” demelisin.

İkinci aşamaya geçmek için, tevazudan vazgeçmeli ve gördüklerimi, yaptıklarımı ve duyduklarımı birinci tekil şahıs şeklinde aktarmalıyım. Bazılarını tanıdığınız insanlar hakkında konuşacağım ve buradan ayrıldığımızda, söylediklerimden bazılarını benim söylediğimi iddia etmeyeceğinize inanıyorum.

Mantıksal olarak değil, psikolojik olarak başlayayım. Bence en büyük anlaşmazlık insanların büyük bilimsel işlerin şans eseri yapıldığını düşünmeleridir. Tamamen şans işi. Eh, Einstein’ı düşünün. İyi olan kaç farklı şey yaptığına dikkat edin. Hepsi şans mıydı? Biraz fazla tekrar olmadı mı? Shannon’ı düşünün. Sadece bilgi teorisi ile ilgili çalışmadı. Birkaç yıl önce, bazı başka iyi şeyler yaptı ve bazıları hala kriptografinin güvenliğinin temelini oluşturuyor. Birçok iyi şey yaptı.

Bunun iyi bir insandan gelen birden fazla şey olduğunu tekrar tekrar görüyorsunuz. Arada bir insan tüm hayatı boyunca tek bir şey yapar ve bunu daha sonra konuşacağız ama çoğu zaman tekrarlar olur. Şansın her şeyi kapsamayacağını iddia ediyorum. Pasteur’den bir alıntı yapacağım: “Şans hazır olan zihinlerden yanadır.”. Sanırım bu, benim inandığım şekilde söylüyor. Gerçekten de şans unsuru var ve yok. Hazırlanan zihin er ya da geç önemli bir şey bulur ve yapar. Yani evet, şans vardır. Yaptığınız özel şey şanstır, ancak bir şey yapmanız şans değildir.

Örneğin Bell Labs’a geldiğimde Shannon’la bir süre aynı ofisi paylaştım. Aynı zamanda bilgi teorisi üzerine çalışıyordu, ben de kodlama teorisi yapıyordum. İkimizin aynı yerde ve aynı zamanda aynı şeyi yapması şüphe uyandırıcıydı. “Evet, şanstı” diyebilirsiniz. Öte yandan, “Peki ama o zaman neden Bell Laboratuvarlarındaki onca insan arasında bunu yapan ikisiydi?” diyebilirsiniz. Evet, kısmen öyle. Şans, kısmen de hazırlıklı zihindir fakat aynı zamanda hakkında ‘kısmen’ konuşacağım diğer şeydir. Bu yüzden, şans konusuna birkaç kez daha gelecek olsam da bu şans meselesini, iyi iş yapıp yapmadığınızın tek kriteri olmadığı için aradan çıkarmak istiyorum. Üzerinde bir miktar kontrole sahip olduğunuzu iddia ediyorum, ancak tam olarak değil. Son olarak bu konuda Newton’dan alıntı yapacağım. Newton, “Başkaları benim kadar düşünselerdi, benzer sonuçlar alırlardı” demiştir.